Description
Karton Kapak 608 Sayfa Kitap Kağıdı
HATIRALAR NEREDENBAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU
68’den günümüze,ideolojik, teorik bir arkeoloji çalışması
Bu kitap, 68 yılından bu güne, MahirÇayan’ın, Deniz Gezmiş’in, Yusuf Aslan’ın, Hüseyin İnan’ın, Ulaş Bardakçı’nın,Sinan Cemgil’in çok yakın arkadaşı olan bir devrimcinin Münir RamazanAktolga’nın, 40-50 yıllı değerlendirdiği bir öz eleştiri, yazarın kendideyimiyle “68’den günümüze, ideolojik, teorik birarkeoloji” çalışmasıdır. Son elli yılın bir takım sorularına tutarlı yanıtlarvermektedir.
Kitabın içindenbir alıntı:
Budünyaya niye gelmişim ben biliyor musunuz? Önünüzde linki duran şu siteyihazırlayarak onu yayınlayabilmek için! Oradaki çalışmaların ortaya çıkmasındaaracı olabilmek için!.. http://www.aktolga.de/
Bugörevi yerine getirmeye çalışırken o büyük insanın -annem Muazzez Aktolga’nın- sözleri halâ kulaklarımda idi: “Banabak” diyordu, “biz bu mücadeleyi boşuna vermedik, sonuna kadar götüreceksin”…“Bütün yaşadıklarını, buradan çıkan sonuçları yazacaksın, yoksa gözüm açıkgiderim, hakkımı helal etmem!..”
Bakişte anacığım, sana verdiğim sözü yerine getirdim…
Amasadece sana mı söz vermiştim?..
HeyUlaş, Necmettin -ve diğer arkadaşlar- sizlere sesleniyorum!..
Boşunaölüp gitmediniz!.. Bakın, bayrak özünde yere düşmedi!.. Başkalarını bilmem amaben sizlere verdiğim sözü de harfiyen yerine getirmeye çalıştım!.. Ne idi bizimmücadelemizin özü, modern sınıfsız bir topluma ulaşmak değil miydi?.. İşte ben, sizden sonra da hepbu yolda yürüdüm… 21. Yüzyıl koşullarında kendimce bu büyük hedefin yolunu aydınlatmaya çalıştım…
Hey Deniz, seni nasılunuturum; dinle bak, sana sesleniyorum!..
Şugerillacılık konusunda seninle hiçbirzaman anlaşamadık. Sen bana “pasifist” derdin hep, ben de sana “maceracı”!.. Ençok neden kendime kızarım bazen biliyor musun, keşke seni o Hüseyinler’le falantanıştığın eve hiç götürmeseydim!! Ama, şaka tabi, öyle olmasa başka türlüolacaktı!.. Sen, kendi mecrasında akan bir su idin, mutlaka yolunubulacaktın… Sana kızdığım zamanlar da oluyor tabi, ama özünde seni çok iyianladığım için sana da diyorum ki, hey Deniz ruhun şad olsun!..
Ve,hey Mahir! Bak, ne diyorum biliyor musun?..
Yahu,biz Denizler’e “maceracı” falan derkennasıl oldu da girdik bu işlerin içine?.. “İşçi sınıfı” diyorduk biz, nerden çıkmıştı o gerillacılık öyle!..
Amaboşver, senin yerin gene de başka. Sen gerçek bir Marksist olmaya çalıştın herzaman. Kendi kendine sorduğun soru hep şu olmuştu: “Neden Küba Devrimindensonra başka hiçbir yerde devrim olmadı-olmuyor”?.. Hep bu soruyu soruyordun kendine… Ve sonra da bunun nedenlerini bulmaya çalışıyordun.Söyler misin bana, o zaman kendine busoruyu soran kaç kişi vardı ortalıkta?.. Yani sen, kendine “devrimci” deyipte öyle yan gelip yatan biriolmadın hiçbir zaman… Seni o “öncü savaşı”na, gerillacılığa götüren süreç de bu araştırıcı ruhun olmuştu zaten. Yani öyle,duygusal bir Che, ya da Ho Şi Minh hayranlığı değildi senin çıkış noktan. Sen,tıkanan devrim yolunun açılması için teorik bir çözüm arıyordun. “Halkın devrimci öncülerinin” vuracağıdarbeler kitlelere, artık çok güçlü halegeldiği düşünülen emperyalist zincirin aslında halâ eskiden olduğu gibi zayıfhalkalardan oluştuğunu gösterecekti. Görünüşteki “suni dengenin” aldatıcı olduğunu gösterecekti. Ve de,başta işçi sınıfı olmak üzere geniş halkkitleleri bir süre sonra “halkındevrimci öncülerinin” arkasından yolaçıkarak devrimi gerçekleştireceklerdi…
Biliyormusun Mahir, tabi sana kızıyorum dabazen! Diyorum ki, ey Mahir, bak, hapisten kaçtıktan sonraki o buluşmamızdaeğer beni dinleseydin ve hep birlikte yurt dışına çıkabilseydik orada rahat rahat tartışabilirdik bütün busorunları ve bu kadar insan da ölmezdi belki…
Amaboşver bunları artık, sen de inandığınyolda yürüdün sonuna kadar. Bak, senin beğenmediğin ve “partiden attığın” o“pasifist” arkadaşın seni hiç unutmadı!..
HeyYusuf, Taylan, Hüseyin, Sinan vediğerleri!..
Sizleriunutur muyum hiç!.. Hele seni Yusuf (Aslan)! Ulaş, sen ve ben ODTÜ Fizik Bölümü’nde aynı sınıftaydık, yani sınıfarkadaşıydık biz, ve de sen o ilk zamanlarda bizim gibi “solcu” falandeğildin… “Vatansever” bir delikanlı idin. Sonra Ulaş’la ikimiz nasıl da seniprovoke etmiştik o Amerika’ya karşımitinge katılman için!.. “Madem ki sen de Amerika’ya karşısın, hadi o zamanispat et” diye az mı sıkıştırmıştık seni! Ve sen de bizimle beraber gelmiştin o mitinge, hatırladın mı -“12 KasımMitingiydi” sanıyorum- Ve bu miting senin hayatında bir dönüm noktasıolmuştu… Orada çıkan bir çatışmada seni alıp götürmüşlerdi de bir ay kadar dahapiste kalmıştın… Sonra çıktın tabi, ama çıkış o çıkış… Hapisten çıkanYusuf Aslan sanki hapse giren Yusufdeğildi artık, bambaşka biri olmuştun, bizleri bile artık yeteri kadar aktifbulmuyordun… Hey gidi günler hey!..
Baksana bir şey anlatayım: Geçenlerde Facebook’ta rasladım, iyi niyetli genç birinsan senin mezarını ziyarete gidiyor ve orada kağıtlara yazılmış bir sürüdualar falan görüyor! Şaşırmış!.. Başka türlü açıklayamadığı için de hemen demiş ki, insanları mezarda bile rahatbırakmıyorlar!.. Tabi, nereden bilecekti senin ailenin -özellikle de babanın- dindar insanlar olduğunu!.. Hiç unutmam, senFilistine gittiğin zaman bile baban okula gelip hep seni sorardı, o kadar çok severdi ki seni…Hatim indirip her gün dualar ettiğini söylerdi… Hatta bir seferinde bir demuska vermişti Ulaş’a, seni görürse vermesi için… Bunlar aklıma gelincegözlerim doluyor…
Yasen Taylan!.. O son gün, benden silah almak için para istediğin gün halâgözümün önünde!.. Bazan düşünürüm, hani yok deseydim ne olurdu diye!.. Neolacaktı ki, o zaman da vicdan azabı çekerdim herhalde, yanında silah olsaydıbelki vurulmaz, kendini savunurdu diye!..
VeHüseyin!.. Hüseyin biliyor musun, ne zaman sen aklıma gelsen hep o “erikler çiçek açınca” sözünü hatırlarım!.. Negüzel bir sözdü o öyle, tam da senin kendine çok güvenen, az konuşan ama sanki içinde patlamaya hazır birbombayı barındırıyormuş gibi gizemliolan duruşuna uygun bir sözdü…
Sonraaklıma hep SFK daki o ilk dönem tartışmalarımız gelir. Hani sizlerin TİP’libizim de MDD ‘ci olduğumuz zamanlar… Nasıl olmuştu da ta oralardan “eriklerçiçek açıncaya” gelinmişti…
Vekoca Sinan!.. Bir başkaydın sen Sinan… O son konuşmamızın yankıları halakulaklarımda: “Münir, bunlar işi başlatınca ben buralarda kalamam” sözünü nasılunutabilirim ki!.. Senin de ruhun şad olsun…
Buarada bir de Fikret Sporel geçti budünyadan!..
Hani,hayat yollarında yürürken bazan yol tıkanır ve kendini köşeye sıkışmışhissedersin ya, işte o zaman, “umudunu kaybetme, ay gecenin karanlığında doğar,hiç beklemediğin bir anda bir yol açılır önünde ve yola devam edersin”! Sevgili Fikret,işte sen de benim için cezaevinden çıktıktan sonrayurtdışına çıkma sürecinde “karanlıklarda doğan o ay”, “tıkanan yolu açan o anahtar” olmuştun…
Çokilginç bir şeydi bu gerçekten, aynısüreci benimle birlikte yaşamadığın halde duygusal olarak da olsa meseleyikavrama yönünde olağanüstü pratik birzekaya, yeteneğe sahiptin… Belki de seni o noktaya insan ilişkilerinde uzmanyanın getiriyordu…
Seninasıl unutabilirim ki; benden bir yıl sonra senin de İsviçre’ye gelerek orada iltica edişini,gelirken beraberinde bir çuval sahte dolarla birlikte geldiğini (!), bana, “alişte paraysa para ben hazırım işin birucundan tutmaya” deyişini, fakat sonra ben, “bu paraları derhal gözümün önündeyakacaksın, yoksa seninle ilişkiyi keserim” deyince de hiç düşünmeden anında o bir çuval doları ocakta yakışını nasıl unuturum!..
Hele akciğer kanseri teşhisi konduktan sonra bu sefer de kendi içine yerleşen o düşmana -kanserli hücrelere- karşıverdiğin mücadeleyi nasıl unuturum…Kansere karşı bile son an’a kadar hiç pes etmeyen o duruşunu nasıl unuturum…
SevgiliFikret, bu kitabın ortaya çıkmasında senin de çok büyük payın var. Senin de ruhun şad olsun…
Şimdide sıra kendimde:
Yasen, bugünden bakınca sen kendini nasıldeğerlendiriyorsun o sürecin içinde?
Benmi? Ben hem vardım, hem de yoktum o zaman! Vardım… açık! Ama yoktum! Yoktum,çünkü bütün bu işler olurken birşeylerin sakat olduğunu hep görüyordum ben; ama, işin köklerinin çok derinlerdeolduğunu hissettiğimden midir nedir bunların yerine neyin konmasıgerektiğine bir türlü kararveremiyordum, müthiş bir arayışiçindeydim…
İkişey yapabilirdim o durumda… Birincisi, bu işler yanlış diyerekçekilebilirdim. Ama bunu yapmadım, yapamazdım… Çünkü o zaman beraber yolaçıktığımız arkadaşlarımı yarı yolda bırakarak kendimi kurtarma yoluna girmişolacaktım! Peki ne mi yaptım? Daha çok insanın ölmemesi için bulunduğum yerdedurarak kendimi de dönen o tekerlerin altına attım!..
Attımda ne oldu peki, bir Ulaş’ı bile kurtaramadın!..
Ama bakın, bir nokta daha var;öbür türlü ortaya http://www.aktolga.de/ çıkmazdı… Artık gerisini siz düşünün!..



Henüz yorum yapılmadı.